Skip to page content

ALATARIM ÖZETLER

Haziran/Aralık-2007

Haziran 2007

ALATARIM Haziran 2007

Alatarım Haziran 2007

Seleksiyonla Elde Edilen Interdonato Limon Tiplerinin Mersin (Erdemli) Ekolojik Koşullarında Gösterdikleri Performansları
Aydın UZUN Güçer KAFA Osman GÜLŞEN Übeyit SEDAY

Türkiye turunçgil bölgelerinde, turunçgil türleri içerisindeki ümitvar tiplerin seçilmesi amacıyla 1979 yılında “Turunçgillerde Aşı Gözü Seleksiyon Sertifikasyonu ve Çeşit Geliştirme Projesi” nin birinci dilimi başlatılmıştır. Buradan seçilen ümitvar Interdonato limonu (Citrus limon (L). Burm. f.) tipleri 1991 yılında farklı ekolojilerde seleksiyonun ikinci aşamasına alınmıştır. Beş yıllık bir dilimi kapsayan ve “Turunçgillerde Aşı Gözü Seleksiyon Sertifikasyonu ve Çeşit Geliştirme Projesi”nin bir bölümü olan bu çalışmada, Türkiye turunçgil bölgelerinden seçilen 31 adet Interdonato limon tipine ait verim, meyve özellikleri ve bazı vejetatif özellikler belirlenmiştir. Buna göre, ağaç başına verimde D-13 (99.2 kg), gövde birim kesit alanına düşen verimde M-31 (1.34 kg/cm2), taç birim hacmine düşen verimde A-1 (11.20 kg/m3) ilk sırada yer almıştır. Meyve ağırlığında M-33 (151.52 g), usare miktarı bakımından M-32 (%38.96) ve asit oranı yönünden ise M-29 (%6.98) en üstün tipler olmuştur.

Üzümlerde Çekirdeksizlik ve Islah Amaçlı Kullanımı
Dilek DEĞİRMENCİ Birhan MARASALI KUNTER

Sofralık ve kurutmalık üzümlerde çekirdeksizlik öncelikli aranan özelliklerden birisidir. Dünya pazarlarında tüketilen kuru üzümün tamamına yakını çekirdeksiz kuru üzüme ait olup, özellikle sofralık üzüm ticaretinde çekirdeksiz çeşitlere olan talep yıldan yıla artış göstermektedir. Bu nedenle, sofralık tüketimine uygun çekirdeksiz ve iri taneli üzüm çeşitlerinin elde edilmesi bağcılıkta ıslah çalışmalarının önemli amaçlarından birisini oluşturmaktadır. Sofralık üzüm ıslahının esasını oluşturan stenospermokarpik çekirdeksiz üzümlerin elde edilmesinde izlenilen geleneksel metot çekirdekli x çekirdeksiz melezlemeleridir. Ancak izlenen bu klasik ıslah yöntemleri ile döllerde düşük oranda çekirdeksizliğin görülmesi nedeniyle embriyo kültürü tekniklerinin uygulamada başarı ile kullanılması sonucu çekirdeksiz x çekirdeksiz melezlemeleri ile döllerde elde edilen çekirdeksizlik oranı artmıştır. Islah programlarında, yeni çekirdeksiz çeşitlerin geliştirilmesine yönelik son yıllarda embriyo kültürü çalışmaları ile beraber in vivo büyümeyi düzenleyici maddelerin kullanımı sonucu abortif tohum taslaklarının yaşatılması yönünde önemli bir gelişme sağlanmıştır.

Ankara (Ayaş) Koşullarında Yetiştirilen Böğürtlen Çeşitlerinin Bazı Bitkisel Özellikleri
S. Peral EYDURAN Taner ÖZDEMİR Y. Sabit AĞAOĞLU

2002-2006 yılları arasında Ankara (Ayaş) ekolojisinde yetiştirilen 12 böğürtlen çeşidinin (Arapaho, Boysenberry, Black Satin, Bursa 1, Bursa 2, Bursa 3, Cherokee, Chester Thornless, Dirksen Thornless, Jumbo, Navaho ve Loch Ness) bitkisel özelliklerinden; bitki başına düşen sürgün sayısı, sürgün çapı, sürgün boyu ve sürgün başına düşen verim miktarları hesaplanıp, bulunan değerler birbirleriyle karşılaştırılmıştır. Sürgün sayısı, sürgün boyu ve sürgün çapı özellikleri için, “Tekrarlanan Tesadüf Parselleri Deneme Deseni”nde varyans analizi (12x5x3) uygulanmıştır. Sürgün başına düşen verim kriterinde ise Boysenberry çeşidinden ürün alınamadığı için yine “Tekrarlanan Tesadüf Parselleri Deneme Deseni”nde varyans analizi (11x5x3) uygulanmıştır.Araştırma sonuçlarına göre; sürgün sayısı bakımından Boysenberry, Jumbo ve Cherokee çeşitlerinin en fazla sürgün veren çeşitler; sürgün boyu bakımından Cherokee, Chester Thornless ve Arapaho çeşitlerinin en fazla sürgün boyuna sahip çeşitler; sürgün çapı bakımından, Chester Thornless, Arapaho ve Navaho çeşitlerinin en fazla sürgün çapına sahip çeşitler; sürgün verimliliği bakımından, Chester Thornless, Navaho ve Bursa 2 çeşitlerinin en verimli çeşitler olduğu bulunmuştur.Sonuç olarak, bitkisel özellikleri üzerine yıl, çeşit ve çeşit x yıl interaksiyon faktörlerinin etkileri oldukça önemli bulunmuştur (P<0.0001).

Transgenik Kırkağaç 637 Kavun Çeşidinde Morfolojik Karakterizasyon
Yeşim YALÇIN-MENDİ Nebahat SARI İlknur SOLMAZ Ceren ÜNEK Selay ELDOĞAN Muzaffer İPEK Sedat SERÇE

Bu çalışmada, Kabak Sarı Mozayik Virüsüne (ZYMV) dayanıklı olduğu varsayılan transgenik Kırkağaç 637 kavun çeşidinin ve kontrol bitkilerinin screenhouse koşullarında bitki özellikleri incelenmiştir. Değerlendirmeye alınan parametreler fide aşamasında kotiledon eni, kotiledon boyu ve hipokotil uzunluğu; bitki aşamasında ise bitki boyu, ana gövde çapı, boğum sayısı, yaprak sapı uzunluğu, yaprak genişliği ve yaprak boyudur.
Yapılan analizler sonucunda transgenik bitkilerde kotiledon eni ve hipokotil uzunluğunun, transgenik olmayan bitkilere göre daha kısa olduğu bulunmuş, kotiledon boyları bakımından ise istatistiksel olarak bir fark saptanmamıştır.
Transgenik ve transgenik olmayan bitkiler arasındaki bitki boyu (%1 önem seviyesinde), ana gövde çapı, boğum sayısı ve yaprak sapı uzunluğu da (%5 önem seviyesinde) istatistiksel olarak farklı bulunmuştur.

Kuzey Kıbrıs’ta Zeytin (Olea europaea L.) ve Yetiştiriciliği
İlhami TOZLU

Zeytin Kıbrıs adasıyla özdeşleşmiş bir meyve türüdür. Anavatanı Hatay-Mardin olan zeytinin Kıbrıs ikinci vatanı olarak kabul edilmektedir. Kıbrıs’ta bronz çağından beri zeytin yetiştiriciliği yapıldığı bildirilmektedir. Son yıllarda gelişen turizm ve ikinci konut yapılaşması, Girne bölgesi zeytinliklerinde büyük tahribatlara neden olmakla beraber Kuzey Kıbrıs’ın diğer bölgelerinde zeytin yetiştiriciliği devam etmektedir. Halen Kuzey Kıbrıs’ta 500 000 civarında zeytin ağacı olduğu tahmin edilmektedir. Adada yaygın olarak yetiştiriciliği yapılan çeşitler sofralık ve yağlık tüketime uygun Yerli Zeytin çeşidi yetiştirilmektedir, ancak son yıllarda Türkiye orijinli Gemlik çeşidinin yetiştiriciliği de alternatif olarak teşvik edilmektedir. Çoğaltım çelik ve yabani zeytinler üzerine yapılan aşılama ile yapılmaktadır. Özellikle kurağa daha dayanıklı ve tadı yerel halkın damak zevkine daha uygun olan Yerli Zeytin çeşidinin yabaniler üzerine aşılanmış fidanları tercih edilmektedir.

Bitkilerde RNAi’nin Çalışma Mekanizması ve Kullanım Alanları
Yaşar KARAKURT Halime ÖZDAMAR ÜNLÜ Hüsnü ÜNLÜ

Bitkilerde RNA müdahale (RNAi) sistemi virüs enfeksiyonu, transgenler, tekrarlı elementler ve transpozonlar gibi bir çok uyarıcıya tepki gösterir. Bu uyarıcıların hepsi mRNA parçalanmasından protein sentezinin baskılanması ve kromatinlerin yeniden şekillenmesine kadar değişen susturucu sonuçlara yol açarlar. Böylece bitkiler RNAi’nin etkili mekanizmalarının tamamını anlamak için araştırıcılara önemli olanaklar sunmaktadır. Bu derlemede bitki RNA mekanizmalarının biyokimyasal açıdan anlaşılmasına yardımcı olacak son gelişmeler ele alınmakta ve RNAi’nin kullanımının sağlayacağı potansiyel yararlar üzerinde durulmaktadır.

Üzümlerde Antosiyaninler ve Biyosentezi
Önder KAMİLOĞLU

Bu makalede, üzümlerde antosiyaninler ve biyosentezi konusunda görüşlere yer verilmiştir. Üzümlerde kırmızı, mavi, mor ve siyah renkler antosiyanin pigmentlerinden oluşmaktadır. Antosiyaninler çoğunlukla tane kabuğunda yer almaktadır. Antosiyaninler antosiyanidinlere bir veya daha fazla şeker molekülünün eklenmesiyle oluşmaktadır. Üzümlerde yaygın olarak bulunan antosiyanidinler; pelargonidin, siyanidin, delfinidin, peonidin, petunidin ve malvidin’dir. Üzümlerin V. vinifera türünde yalnızca monoglikozit antosiyaninlere, diğer tür ve melezlerinde ise çoğunlukla diglikozit yanı sıra monoglikozit antosiyaninlere rastlanmaktadır.

Papaya Meyvesi
Muharrem ERGUN

Payapa (Carica papaya L.) hem olgunlaşmamış (salata olarak) hem de olgun meyveleri tüketilen şifalı bir bitkidir. Bitkinin her aksamı, örneğin yaprak, kabuk ve tohum v.b., yetiştiriciliğini yapan yerli halk tarafından kullanılmaktadır. Papaya kavuna benzeyen, meyve et rengi sarıdan kırmızıya ve meyve kabuk rengi yeşilden pembeye kadar değişen ince bir kabuk yapısına sahip tropikal bir meyvedir. Papaya meyvesi A, B ve C vitaminlerince zengindir. Meyve, vücudumuzda yeni hücre yapımı için gerekli olan ve anne karnındaki çocuğun beyninde ve omurgasında meydana gelebilecek sakatlıkları önleyebilen önemli bir folik asit kaynağıdır. Papaya meyvesi et yumuşatıcısı olarak ta kullanılan proteinleri parçalama etkisine sahip papain ve chymopapain içerir. Meyve diğer meyvelere göre, örneğin elma, guava ve muz gibi, daha fazla karoten içermektedir. 100 g papaya meyvesi sadece 20 - 30 kalori içermektedir. Bu son derece düşük kalori içeriği, papaya meyvesini kilo sorunu olup ta kilo vermek isteyenlerin favori meyvesi haline getirmiştir. Bu makale papaya meyvesini Türk bilim adamlarına tanıtmak amacıyla hazırlanmıştır.

 

ALATARIM Aralık 2007

Alatarım Aralık 2007

 

Aralık 2007

Haploid Bitki Elde Etme Yollarından Biri: Mikrospor Kültürü
Burcu TUNCER Ruhsar YANMAZ

Islah çalışmalarının süresinin kısaltılması ve çeşit geliştirme çalışmalarında kullanılacak homozigot saf hatların daha kısa sürede elde edilmesinde dihaploidizasyon tekniği önemli avantaj sağlamaktadır. Dihaploidizasyon tekniği; arpa, buğday, mısır, çeltik, kolza, biber, patlıcan, Brassica’larda, gerbera, kavun, karpuz, kabak gibi birçok türde yaygın olarak kullanılmaktadır. Günümüzde haploid bitkilerin üretiminde; androgenik yöntemler (anter ve mikrospor kültürü) ve ginogenik yöntemlerden (yumurta (ovül) ve yumurtalık (ovaryum) kültürü, kromozom eliminasyonu, ışınlanmış polenle tozlama) yararlanılmaktadır. Androgenetik yöntemlerden mikrospor kültürü, anter kültürüne alternatif olarak geliştirilmiş bir teknik olup, birçok türde başarıyla kullanılmaktadır.
Makalede mikrospor kültürünün tanıtımı, yapılış şekli, uygulanış şekli ve başarıyı etkileyen faktörlerle ile ilgili bilgilere yer verilmiştir.

Doğu Akdeniz Bölgesi Kayısı Bahçelerinde Entegre Mücadele Uygulamaları ve Eğitim Çalışmaları
Naim ÖZTÜRK Ercan CANIHOŞ

Doğu Akdeniz Bölgesi kayısı bahçelerinde entegre mücadele projesi kapsamında 2003-2005 yıllarında bölgede ekonomik olarak kayısı yetiştiriciliği yapılan Mersin (Mut) ve Kahramanmaraş (Andırın) illerinde Zirai Mücadele Enstitüsü ve İl Tarım Müdürlüğü elemanları ile birlikte toplam 3555 ağaçta yürütülmüştür. Projenin birinci yılında entegre mücadele uygulama bahçeleri belirlenerek, mevcut durumları kaydedilmiştir. İkinci ve üçüncü yılda ise, vejetasyon dönemi başından itibaren belirlenen bahçelerde periyodik aralıklarla inceleme ve sayımlar yapılmıştır. Çalışmada, hastalıklara karşı ortalama 4-5 ilaçlama yapılırken zararlılara karşı hiç ilaçlama yapılmamıştır. Ayrıca, çalışma süresince her iki ilde toplam 58 teknik eleman ve 381 üreticinin eğitimleri gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonucunda; Doğu Akdeniz Bölgesi kayısı bahçelerinde hastalık etmenlerinden Çiçek monilyası (Monilinia laxa), Meyve monilyası (M. fructicola), Yaprak delen (Wilsonomyces carpophilus), Külleme (Sphaerotheca pannosa), Armillaria kök çürüklüğü (Armillaria mellea), Phytophthora kök ve kökboğazı çürüklüğü (Phytophthora sp.), Eutypa geriye ölüm hastalığı (Eutypa lata) zararlı türlerden ise; Şeftali güvesi (Anarsia lineatella), Erik unlu yaprakbiti (Hyalopterus pruni), Meyve ağacı dipkurtları (Capnodis spp.), Meyve yazıcıböceği (Scolytus rugulosus), Erik koşnili (Sphaerolecanium prunastri) ve Kırmızı örümcekler (Tetranychus spp.) gibi önemli biyotik etmenleri ve ayrıca güneş yakması, besin elementi noksanlığı gibi abiyotik faktörler de saptanmıştır. Bunlardan Çiçek monilyası ve Yaprak delen ana hastalıklar ve Şeftali güvesi ise ana zararlı olarak belirlenmiştir. Çalışmada, kayısı hastalık ve zararlılarının mücadelesinde “Kayısı Bahçelerinde Entegre Mücadele Geçici Teknik Talimatı” esas alınmıştır.

Türkiye’de Muz Yetiştiriciliği, Sorunları ve Çözüm Önerileri

Hasan PINAR Cengiz TÜRKAY İhsan CANAN

Türkiye’de muz üretimi yoğun olarak Akdeniz Bölgesinde mikroklima özelliği gösteren bazı lokasyonlarda yapılmaktadır. Bu alanlar, başta Anamur olmak üzere Gazipaşa, Alanya, Bozyazı’dır. Ayrıca Antalya merkez, Mersin merkez, Mersin-Erdemli gibi yerlerde de sınırlı da olsa da  örtüaltında üretim yapılmaktadır. Son yıllarda bu üretim alanlarında  açıkta yetiştiricilikten örtüaltı yetiştiriciliğe geçiş yapılmış  ve birim alandan elde edilen üretim miktarı ve kalite artışlar kaydedilmiştir. .Bütün bu olumlu gelişmeler yanında, yetiştiricilik sorunlar da artarak devam etmektedir. Bu sorunların başında,  gübreleme, sulama, sera teknolojisi, çeşit seçimi ve derim  sonrası uygulamalarını sıralayabiliriz.. Bu derlemede  Türkiye’de muz yetiştiriciliğinin sorunları ortaya konularak bu sorunlara çözüm önerileri geliştirilmeye çalışılmıştır.

İnorganik ve Organik Gübrelerin Precoce de Tyrinthe Kayısı Çeşidinin Gelişme, Verim ve Kalitesi Üzerine Etkileri

Ayla YILDIZ Ahmet YILDIZ İlhan DORAN Ayhan AYDIN Davut KELEŞ

Bu çalışma, Precoce de Tyrinthe kayısı çeşidi ile tesis edilen bir bahçede 1993-2000 yıllar arasında yürütülmüş olup, bloklardan birinde fidanlara; N (0, 30, 60, 90, 120 g), P2O5 (0, 15, 30, 45, 60 g) ve K2O (0, 30, 60, 90, 120 g) dozlarının 5 kombinasyonu (N0P0K0, N1P1K1, N2P2K2, N3P3K3, N4P4K4) ile çöp kompostu ve ahır gübresinin 5 kg fidan-1 dozları uygulanırken, diğer blokta fidanlara anılan gübrelere ek olarak, yaprak analizleri sonucu noksanlıkları belirlenen mikro elementler uygulanmış ve tüm bu uygulamaların ağaçların gelişme, verim ve kalite özelliklerine etkileri araştırılmıştır. İncelenen özellikler üzerinde en etkili uygulamalar olarak çöp kompostu, ahır gübresi ve N1P1K1 kombinasyonu belirlenmiştir. Kontrol ile mukayesede; N1P1K1 kombinasyonunun verimi %14–35, çöp kompostunun %14–38 ve ahır gübresinin %14–23 arasında değişen oranlarda artırdıkları belirlenmiştir. Söz konusu organik ve inorganik gübrelere ek olarak uygulanan mikro elementlerin verim üzerindeki etkilerinin istatistiksel olarak önemli olmadıkları saptanmıştır. Kentlerin organik atıklarının işlenmesiyle elde edilen çöp kompostunun, kayısının gelişme, verim ve kalitesi üzerinde ahır gübresine alternatif olabilecek seviyede olumlu sonuçlar vermesi, çöp kompostuyla çevreyi kirletmeden ekonomik bir üretim yapılabileceğini göstermiştir.

Türkiye Bağlarına Son Yıllarda Bulaşan Bağ Siyah Yaprakbiti [Aphis illinoisensis (Shimer) (Homoptera: Aphididae)] Üzerine Bazı Notlar

Naim ÖZTÜRK

Bağ siyah yaprakbiti, Aphis illinoisensis (Shimer) (Homoptera: Aphididae) Amerikan kökenli bir bağ yaprakbiti türü olup, Türkiye’de ilk olarak 2001 yılında Adana iline bağlı Yüreğir ilçe merkezindeki ev çardak asmalarında saptanmıştır. Ancak, zararlının daha sonraki yıllarda Adana, Mersin, Hatay ve Kilis illerindeki gerek ev çardakları ve gerekse de bazı bağ alanlarında lokal olarak bulunduğu belirlenmiştir. Bu makalede, bağ siyah yaprakbiti’nin tanımı, yaşayışı, zarar şekli, konukçuları, yayılış alanları ve mücadelesi ile ilgili kısaca bilgi verilmiştir.

Asma (Vitis spp.) Anterlerinden Embriyojenik Kallus ve Embriyo Uyartımı Üzerine Farklı Uygulamaların Etkisi

Serpil GÖK TANGOLAR Fuat ERGENOĞLU Saadet BÜYÜKALACA

Bu çalışmada, 41 B Amerikan asma anacı (V. vinifera L. cv.‘Chasselas’ x V. berlandieri) ve Yalova incisi üzüm çeşidinin (V. vinifera L.) anterlerinden embriyojenik kallus uyartımı için farklı besi ortamları ve büyümeyi düzenleyici maddeler ile kültür koşullarının etkisi araştırılmıştır. Anterler MS (Murashige ve Skoog, 1962), NN (Nitsch ve Nitsch, 1969) ve B5 (Gambourg ve ark., 1968) ortamlarında, farklı 2,4-D (2,4-Diklorofenoksiasetik asit) (0. 0.5, 1, 2 ve 4 mg/L) ve BA (Benzil Adenin) (0, 0.1, 0.2, 1 ve 2 mg/L) kombinasyonlarında, aydınlık (fotoperyod 16 saat) ve sürekli karanlık koşullarda kültüre alınmıştır. Sonuçta 2,4-D’nin tek başına kullanıldığı ortamlardan kallus elde edilememiştir. 2,4-D ve BA’nın bazı kombinasyonlarında değişik oranlarda kallus oluşumu meydana gelmiştir. 41 B anterlerinden kallus oluşumu için en uygun ortamın B5; en uygun 2,4-D + BA kombinasyonlarının 1 mg/L + 0.2 mg/L (%70) ve 2 mg/L + 1 mg/L (%73.1); en uygun kültür koşulunun ise karanlık olduğu belirlenmiştir. Yalova incisinde kallus oluşumu yalnızca 4 mg/L 2,4-D ve 2 mg/L BA içeren B5 ortamında kültüre alınan anterlerin %4.17’sinde ve 2 mg/L 2,4-D ve 1 mg/L BA içeren NN ortamındaki anterlerin %1.52’sinde meydana gelmiştir. Denemede kullanılan tüm uygulamalardan elde edilen kallusların tamamının embriyojenik olduğu belirlenmiştir. Embriyojenik kalluslar oluştukları besi ortamının hormonsuzuna yerleştirilmiş ve ayda bir olmak üzere 3 kez alt kültüre alınmıştır. Bu süre sonunda kalluslarda herhangi bir embriyo oluşumu gözlenmemiştir.

Küresel Isınma ve Tarımsal Uygulamalara Etkisi

Kürşat KORKMAZ

Dünya üzerinde devam eden iklim değişim süreçleri, son yıllarda birçok araştırmaya konu olmuş ve değişen iklim beraberinde birçok bilimsel ve politik tartışmalara zemin hazırlamıştır. Küresel ısınma, atmosferde sera gazlarının (CO2, CH4, N2O vb.) konsantrasyonlarının artmasıyla bu moleküllerin güneş ışınlarını hapsederek yeryüzü sıcaklığını yükseltmesi olarak tanımlanabilir. Hava sıcaklığındaki bu yükselmenin dünya üzerinde ciddi bir iklim değişikliğine yol açacağı tahmin edilmektedir. Küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliği, doğal dengenin bozulmasına yol açarak insan sağlığını, sosyoekonomik sektörleri ve ekolojik sistemleri doğrudan ya da dolaylı olarak önemli oranda etkileyecektir. Küresel ısınmanın önüne geçebilmek için, enerji, sanayi, ulaşım ve tarım sektörlerinde, başta fosil yakıt kullanımının azaltılması yoluyla, gerekli politika değişikliklerine gidilerek sera gazı üretiminin sınırlandırılması sağlanabilir. Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılmasının artırılması hava, toprak, su gibi doğal dengenin korunması ve sürdürülebilirliğin sağlanması açısından yarar sağlayacağı gibi ormanların korunması, bilinçli tarımsal uygulamalar sera gazları salınımının azaltılması için yardımcı olabilir.